Tahran'da konut fiyatları yüzde 121 arttı

                      

 

2008 Küresel ekonomik krizin ardından dünyada birçok ülke borçluluk sorunuyla karşı karşıya kaldı. Paranın bol olduğu dönemde çok gündeme gelmese de hep çözülmesi gereken bir sorun olarak duran borçluluk sorunu, her geçen gün daha da içinden çıkılmaz bir hale bürünüyor. Tabii ki burada aslan payını az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler alıyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu ülkelerin borçluluk sorunu artıyor. Peki bu ülkeler bu kaynağı kimden sağlıyor? Parayı kim veriyor? Riskin boyutları ne?

 

Küresel borç hızla artıyor

 

Küresel borç miktarı 2019 yılının tamamında 10 trilyon doların üzerinde arttıktan sonra, içinde bulunduğumuz yılın sadece ilk beş ayında 14 trilyon dolar arttı. Bu artışı 2019’un aynı dönemi ile kıyasladığımızda iki kat daha hızlı olduğunu görüyoruz. Her ne kadar borçluluk başta Çin olmak üzere tüm dünyada artıyor olsa da durum özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için daha riskli bir hal almakta. Uluslararası Finans Enstitüsü’ne (IIF) göre son 10 senede bu ülkelerin borçluluk seviyeleri 50 yılın en hızlı artışını yaşadı. 2010 ile 2019 yılları arasında artış %60 seviyesinde gerçekleşti. Her ne kadar bu artışın en önemli sebebi borçluluk oranı %300 seviyesini geçen Çin’in hızlı bir şekilde borçlanıyor oluşu olsa da, Çin borçlanmasının dikkate alınmadığı hesaplamalarda bile 2010’da %20 olan borç/GSYH oranları, 2019’da %110 seviyelerine yaklaşmış durumda.

 

Kovid-19 sonrası ortaya çıkan ekonomik durgunluk ise az gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin ayakta kalabilmeleri için daha da hızlı bir şekilde borçlanmalarına yol açıyor. Krizle beraber devletlerin gelirleri azalıyor, harcamaları ise artıyor. Bu döngü küresel borcu rekor seviyelere çıkaracak. İleriye dönük devam eden belirsizlikler ise biriken bu borcun ne gibi sorunlar yaratacağını gündeme getiriyor. En büyük risk ise, yakın gelecekte bu ülkelerde patlak vererek tüm dünyaya yayılabilecek bir borç krizinin içine girilmesi olur. Burada ilk akla gelen soru ise az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere kimin borç verdiği.

 

Az gelişmiş ülkelerin en önemli kreditörü Çin

 

Son yıllarda az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler dört bir koldan borçlandı. Bu ülkelere en fazla borç veren aktör Çin oldu. Çin’in dünya geneline sağladığı kaynak 2004’ten günümüze %500’ün üzerinde arttı. Şüphesiz ki, Çin’in sağladığı bu kaynağın en önemli etkeni “Kuşak Yol” projesinin hayata geçmesi. Çin, Kuşak Yol ile beraber birçok ülkede başlayan projelere yönelik önemli finansman kaynakları sundu. Bu kaynakların bir kısmı doğrudan Çin’in kendi kurumları üzerinden verilirken, daha az bir kısmı ise Çin öncülüğünde kurulan çok uluslu kurumlar tarafından sağlandı.

 

Dış borcun %25’i Çin’den geliyor

 

Doğrudan Çin’in kurumları üzerinden sağlanan kaynaklar dikkate alındığında IIF ve IMF tahminlerine göre az gelişmiş ülkelerin toplam dış borcunun yaklaşık %11’i Çin’in sağladığı kredilerle ilişkili. Ancak, güncel akademik çalışmalar bu rakamların çok daha büyük olabileceğine işaret ediyor. Örnek vermek gerekirse Sebastian Horn, Carmen Reinhart ve Christoph Trebesch tarafından yapılan araştırmalar Çin’in gelişmekte olan ülkelere sağladığı kredilerin %50’ye kadarının resmi rakamlara yansıtılmadığına işaret ediyor. Bu çerçevede, IIF tahminlerine göre bu ülkelerin toplam dış borcunun yaklaşık %25’i Çin kaynaklı olabilir. Bunun sonucu olarak Çin’e borçlanmakta olan bazı ülkelerin borçluluk oranlarının hızla artması dikkat çekiyor. Çin’e en borçlu 50 ülkenin  borcunun GSYH’ye oranı 2017 itibarıyla %15 seviyesine ulaşmış bulunuyor. Yaklaşık 10 ülkede bu oran %20’yi geçmiş durumda. Tahmin edileceği üzere bu ülkelerin neredeyse tamamı az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden oluşuyor. Çin’i diğer ülke ve kurumlarla kıyasladığımızda tablo daha da netleşiyor. Horn, Reinhart ve Trebesch’in hesaplamalarına göre 2017 itibarıyla Çin’in dünyaya sağladığı kredi miktarı IMF’yi, Dünya Bankası’nı ve Paris Kulübü bünyesinde bulunan 22 ülke toplamını geçmiş durumda.

 

Öte yandan, az gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler gerek Çin gerekse diğer aktörlerde borçlanırken son yıllarda daha riskli bir tabloyla karşı karşıya kaldılar. IMF çalışmalarına göre, ülkelerin bütçe ve cari denge sorunları artarken, döviz cinsinden borçlulukları ise 2010 senesinde %19 seviyesindeyken 2018’e gelindiğinde %26’ya çıktı. Bu ülkelerin kullandıkları borçların yarısı imtiyazsız koşullara sahip. Bu tablo az gelişmiş ülkelerin daha riskli şekilde borçlandığını ortaya koyuyor. Ancak bunun yanında 2010’dan itibaren düşüş eğiliminde olan ekonomik büyüme durumu daha da sıkıntılı hale getiriyor.

 

Kovid-19 sonrasında acil finansman desteği IMF ve Dünya Bankası’ndan geldi

 

Böyle bir tablo içinde girilen Kovid-19 sürecinde, az gelişmiş ülkeler acil finansman ihtiyacıyla karşı karşıya kaldı. Bu dönemde kolları sıvayan ise IMF ve Dünya Bankası oldu. IMF devreye soktuğu acil finansman enstrümanlarıyla talep eden üye ülkelere kolay koşullarda hızlı kredi sağladı. Bu dönemde IMF 77 ülkeye toplam 83 milyar dolar kredi sağladı. Verilen kredilerin 1.8 milyar dolarlık kısmı Asya’da, 6.1 milyar dolarlık kısmı Avrupa’da, 14 milyar dolarlık kısmı Orta Doğu ve Orta Asya’da, 11 milyar dolarlık kısmı Afrika’da ve 51 milyar dolarlık kısmı Amerika’da bulunuyor. Bu ülkelerin tamamı az gelişmiş veya gelişmekte olan ülke statüsünde bulunuyor.

 

Dünya Bankası cephesinde de durum çok farklı değil. Dünya Bankası, devletlere ve özel sektöre Kovid-19 ile ilişkili projeler için kredi musluklarını açtı. Yalnızca Dünya Bankası, Kovid-19 ile ilişkilendirilmiş 95 ülkede bulunan 149 projeye 14 milyar dolar değerinde fon sağladı. Tutar olarak kredilerin en yoğun kullanıldığı bölgeler Güney Asya ve Orta Asya oldu. Ülkeler tümüyle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden oluşuyor.

 

 

 

 

Pandemi sonrasında borçlar ertelendi

 

Haliyle, borçlanma yarışında borçluluk seviyeleri en tehlikeli şekilde artan ülkeler az gelişmiş ülkeler olmaya devam ediyor. Ülkelerin bir kısmında daha şimdiden yüksek borçluluk seviyeleri, geri ödeme konusunda riskleri beraberinde getirmiş durumda. Örneğin, şimdiden 8 ülkenin borcunu ödeyemediği, 25 ülkenin ise yüksek riskli olduğu kabul ediliyor. Artan riske rağmen bu ülkeler hala borçlanmaya devam ediyor çünkü şu an için başka bir formül üretemiyorlar.Ancak, kreditörlerin bu yıl yaptıkları ‘erteleme’ adımları borçlu ülkelere kısa süreli nefes alma imkanı sağladı. Örneğin, Haziran ayında Çin tarafından yapılan açıklamada 77 az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkenin borçlarının askıya alındığını açıkladı. Benzer şekilde Mayıs ayında G-20, en yoksul ülkelere yönelik açıkladığı pakette geçici borç ertelemesi getirmişti. G-20’ye bugüne kadar 40’ı aşkın ülkenin bu amaçla başvurduğu belirtiliyor.

 

Ancak, günün sonunda bu ülkeler sırtlarında önemli bir borç yüküyle bu süreci tamamlayacaklar. Kovid-19 öncesindeki zayıf ekonomik performansları göz önüne alındığında ise bu borç yükünün az gelişmiş ülkeler için yeni bir kriz dalgasının ayak sesleri olarak değerlendirilebilir. Dünyadaki belirsizliğin devam etmesi halinde ise borç çevirme konusunda daha ciddi sorunlar ortaya çıkacak.

Bu ülkelerin bir kısmının yaş ortalaması çok düşük olduğu için salgından etkilenme düzeyleri oldukça düşük. Ancak bir kısım ülke için ekonomik ve sağlık kapasitelerindeki yetersizlikler sebebiyle salgın önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Bu çerçevede, salgının küresel olarak ne kadar devam edeceği ülkelerde artan ekonomik baskının da boyutlarını doğrudan etkileyecek.

 

Gelişmekte olan ülkelerde durum ‘şimdilik’ sakin

 

Gelişmekte olan ülkelerde ise durum biraz daha karmaşık. Brezilya’nın dış borcu 564 milyar dolar, rezervleri ise 319 milyar dolar seviyesinde. Türkiye’nin dış borcu 437 milyar dolar seviyesinde. Bu borcun 155 milyar dolarlık kısmı ise 12 ay içinde geri ödenecek. Türkiye’nin rezervleri ise 50 milyar dolar seviyesinde. Son olarak, Güney Afrika’nın borçluluk oranının 2021’de %90’a ulaşacağı öngörülüyor. Buna karşın, son günlerde piyasalardan olumlu sinyaller geliyor. Örneğin, MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi 2009 hızlı bir şekilde artıyor, döviz kurlarında sınırlı bir değerlenme yaşanıyor ve rekor düzeyde sermaye çıkışının ardından az da olsa bir giriş görülüyor. Ancak, IMF tahminlerine göre Brezilya %9, Türkiye %5 ve Güney Afrika’nın %8 daralması bekleniyor. Belirsizlik devam ederken önümüzdeki süreçte kurlarda yaşanacak yeni bir şok dalgası dış borç ödemelerinde riski artıracaktır. Bu riski artıracak bir diğer olası gelişme de ülkelerden yeniden bir sermaye çıkışı yaşanması. Bu durumda özelikle şirket borçları açısından sorunlu bir durum ortaya çıkabilir. Tüm bu konuların merkezinde ise Kovid-19 salgının önümüzdeki günlerde veya aylarda şiddetlenme riskinin yarattığı belirsizlik bulunuyor. Özetle, ülkelerin borçluluk seviyeleri artıyor ancak ortaya çıkan riskin boyutları salgının geleceğine bağlı olarak şekillenecek.

 

Sinan Akgünay

Semih Sakallı

 

 

 

İstanbulAnalytics Temmuz öngörüleri:  Dönüm noktaları

 

Fortune 500 Türkiye araştırması: ‘Kârlar hızlandı, satışlar hız kesti”

 

FÖŞ anlattı:  Temmuz: Ekonomilerde Umutların Tükendiği Ay

 

 

FT/John Plunder:  Borç yükü enflasyonla eritilecek

 

 

 

 

 

The post ANALİZ:  Küresel borç artıyor, az gelişmiş ülkeler borç bataklığına saplanıyor appeared first on ParaAnaliz.

Facebook Comments