“5 Haziran 1989 Pazartesi. Paris’teki Roland Garros kortlarının birinde, 1,75 boyunda 17 yaşındaki bir Asya asıllı Amerika’lı servis atmaya hazırlanıyor. Adı Michael Chang; o sene yapılan turnuvanın 15 numaralı seri başı. Karşısındaki rakibi ise kendisinden 12 yaş büyük, 1,88 metrelik boyuyla, oldukça deneyimli Çek oyuncu Ivan Lendl.  Daha da önemlisi Lendl dünya sıralamasında birinci ve o sene Fransa Açık Turnuva ’sına başta Avustralya Açık olmak üzere pek çok turnuvayı kazanıp geldi. Maçı değerlendiren Bud Collins ‘Chang onun dengi değil’ yorumları yapıyordu.

Bu karşılaşma Chang ve Lendl için ilk değildi. Bir yıl önce Iowa, Des Moines’de karşılaştıklarında Lendl’i Chang’i hiç terlemeden mağlup etmiş ve maçtan sonra Lendl’i Chang’e şunları söylemişti: ‘Seni bugün neden yendim biliyor musun? Açıkçası beni zorlayacak hiçbir şeye sahip değilsin. Servisin yok, ikinci servislerin güçlü değil. Yani seninle ne zaman oynasam istediğim her şeyi, istediğim şekilde yaparım ve seni bugün rahatlıkla yendiğim gibi yenerim.’ Bu sözlerden dolayı Chang bir yılını servis çalışmaya, topa sert vurmaya, topu daha iyi kullanmaya adamıştı. Şimdi ise bu çalışmalarının meyvesini toplama zamanıydı.

Fransa Açık’taki ilk iki seti Lendl kolaylıkla aldı, Chang sıradaki iki seti alarak beraberliği sağladı ancak bu beraberliği sağlamak Chang için hiç kolay olmadı. Var gücüyle üç saati aşkın gösterdiği performans onu susuz ve yorgun bıraktı. Dördüncü setin sonuna doğru Chang harap olmuştu ve koşmak zorunda olduğu her an vücuduna kramplar giriyordu. Farkı korumaya çalışıyordu ancak bedeni onu yarı yolda bırakıyordu. Bu yorgunluktan dolayı servis atamıyor ve köşelere atılan topları karşılayamıyordu. Chang, içgüdüsel olarak da yorulmuş ve kendi rahat alanına çekilmek için maçı bırakmaya karar vermişti. Bu kararı bildirmek için hakeme doğru yürüdü, hakemin yanına varmasına saniyeler kala bir şey fark etti ve fikrini değiştirdi. Sonucu belirleyecek olan beşinci ve son sete döndü…

Son sette Chang 15-30 gerideydi fakat o noktada bir dizi riskli taktikler uygulamayı göze aldı. Bu taktiklerin hezimetle sonuçlanması muhtemeldi. Başaramadığı taktirde tüm dünyaya deneyimsiz ve budala olarak görülecekti ama başarırsa ödülü de büyük olacaktı. Chang, ilk servislerin hiç birinden sonuç alamamıştı o da daha önce hiç düşünmediği bir şeye karar verdi: Alttan servis atmak. Hızlı, güçlü bir servis atmak yerine, topa alttan bir çocuk gibi vurdu. İşe yaradı, alttan attığı servisler Lendl şaşırttı ve skor 30’a eşitlendi. Chang’ın maçı almasına sadece iki sayı kalmıştı ve yeni bir şey daha denemeye karar verdi. Chang, Lendl’i tam servis atacağı zaman yavaşça servis çizgisine yürüdü ve maçı, izleyenlerin kahkahalarına ve yuhalamalarına boğdu. Bu olağandışı davranış karşısında Lendl’in dikkati dağıldı ve art arda iki servis hatası yaparak rakibine sayı verdi. Chang, bu maçı aldı, Fransa Açık’ı kazandı ve Grand Slam’ı kazanmayı başaran tarihin en genç tenisçisi oldu.”

Eğer How I Met Your Mother dizisini izlediyseniz bir uçak yolculuğu sırasında Barney ve Ted arasında geçen şu repliği hatırlayabilirsiniz: “You have been living your whole life in a seatbelt. It’s time to unclick.” İşte; insanların hayatı boyunca beline bağladığı ve çözme fikrine kolay kolay yanaşmadığı emniyet kemerleri bir anlamda insanların konfor alanlarıdır.

Konfor Bölgesi, insanın kendini en rahat hissettiği, stresin ve riskin minimum düzeyde olduğu, kişinin kaygısız bir şekilde performans sergilediği, beynin birçok işi otomatik olarak yaptığı bir bölgedir. Bu şekilde düşünüldüğü zaman bir kişinin böyle bir ortamı terk etmesi için haklı bir neden yoktur. Ancak aynı konfor alanı sınırlı davranış kalıplarına da sahiptir. Başka bir ifadeyle, uyguladıkları becerilerde zaman içinde değişiklik yapmayan kişilerin performans seviyelerinin de sabit kalacağı anlamına gelen bir bölge…

Her gün pek çok sebebin neden olduğu değişiklik yapma isteğini kendilerinde bulan insanlar kontrol alanı dışında kalan alternatifleri de düşünmek isterler. Ancak, çok fazla enerji kaybetmek istemeyen beyin tam da burada devreye girerek; insanlara geçmişte öğrenilen acı tecrübeleri ya da yaşanılan mutlu deneyimleri hatırlatır. Bu anımsatmayla, insanların konfor alanında kalmalarını sağlar. Öte yandan, konfor alanından çıkıyor olmak başka bir anlam daha taşır. Bu anlam kontrol bölgesinden çıkılmasına karşılık gelir. İnsanların kontrol edemediği noktalarda aldıkları kararlar olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurabilir. Risk durumu, tam olarak burada başlamaktadır.  Alınacak karardan dolayı ortaya çıkacak sonucun ne olacağının tam olarak bilinememesi kişileri belirsizlik durumuyla karşı karşıya bırakır. Normal şartlarda belirsizlik bireylerin içinde bulunmak isteyeceği bir durum değildir. Çünkü belirsizliğin yarattığı stres ve sonucun olumsuz olması durumunda meydana gelecek olan pişmanlık duygusu her bireyin baş edebileceği bir süreç değildir. Tüm bu yoğun duygulardan dolayı insanlar değişimi ciddi şekilde düşündüklerinde, bu düşünceye verdikleri ilk yanıt değişimi reddetmek olur. Çünkü insanlar, hissettiği korku ve kaygıdan dolayı içinde bulunduğu ortamı sürdürebilmek için bazı geçerli sebepler ararlar. İçinde bulundukları durumu kabullenmeleri ve mutlu olduklarını düşünmelerini sağlamak için birçok olumsuz sebebe karşılık birkaç olumlu sebep yeterlidir.  Dolayısıyla, siz değişim istediğiniz zaman “önceden de denedim ama olmadı” ya da “aslında düşününce burada gerçekten rahatım” gibi düşünceler ile çevrileceksiniz.

Değişim düşüncesiyle birlikte ortaya çıkan stres, doğru derecede ve denetlenebilir olduğu zaman insanlar için sihirli bir alan yaratır. Bu alana optimum performans alanı denmektedir. Bu sihirli alan kişinin konfor alanından çıktığı, gelişimin, hareketin ve heyecanın olduğu alandır. Ancak stresin yönetilemediği noktada ise bu sihirli alan, içinde yüksek derece stres ve kaygı barındıran, bocalamaların ve kararsızlıkların bulunduğu dolayısıyla da hataların olduğu felç alanına dönecektir.

Riskli piyasalarda işlem yapan yatırımcılar her ne kadar konfor alanlarının bulunmadığını, sürekli al-sat işlemleri yaparak bir hareket halinde olduğunu düşünseler de sınırlı bir davranış kalıbı etrafında dönen davranışları vardır. Sürekli açığa satış işlemi yapanlar, piyasanın yükseleceğini kabullenmek istemez ya da sürekli alım işlemi yapanlar piyasanın düşebilme fikrine sıcak bakmaz. Uzun vadeli yatırım yapanlar, hisse senetleri kısa sürede hedef fiyata geldiğinde satamazlar; kısa vadeli yatırımcılar, hisse senedinin tam yükseleceği noktada tüm olumlu haberleri görmezden gelip yeni bir hisse senedine geçerler. Teknik analizi kullananların birçoğu temel analizi vakit kaybı olarak görürken; temel analizi kullananların birçoğu teknik analizin şirketin gerçek durumunu yansıtmadığını savunur. İlk aldığı hisse senedinden kar eden yatırımcı, sürekli o hissede işlem yapmayı tercih edebilir -tüm olumsuz haberleri göz ardı ederek- ya da tam tersi. Mevduata para yatıran yatırımcılar borsaya kumar der, borsadaki hisse senedine yatırım yapan yatırımcı ise mevduatın gelirini beğenmez aynı zamanda Vadeli işlemler ve Forex işlemlerine kumar der… Bu örnekler sayfalarca çoğaltılabilir.

Eğer paranızla para kazanmak gibi bir düşünceye sahipseniz zaman zaman konfor alanlarınızdan çıkmanız gerektiğini bilmeniz gerekmektedir. Bazı günler piyasa al-sat işlemine uygundur,  bazı günler ise uzun vadeli beklemeye. Bazı hisse senetlerinde teknik analiz, bazılarında temel analiz ama hemen hepsinde her ikisi de önemlidir. Bazen açığa satış işlemi size iyi bir gelir sağlarken, bazen kaldıraçlı işlemler size gelir sağlar. Sürekli aktif olan, gelişen ve değişen bir piyasada sınırlı davranışlar etrafında dönmek size her zaman doğru getiriyi sağlamayabilir. Burada önemli olan nokta siz kendi kalıp davranışınız dışına bir adım atmaya karar verdiğiniz zaman ortaya çıkan stresi nasıl yönetebildiğinizdir.

 

Yukarıda Chang’in hikâyesine tekrar bakarsanız şunu fark edebilirsiniz; bu alandan çıkmak Chang için de kolay olmamıştı. Bir sene boyunca kendi eksikliğini kapatmak için çalışmış, maç sırasında ortaya çıkan sosyal korkunun üstesinden gelmiş ve zorda olsa ne yapması gerektiğine odaklanabilmişti. Ancak maçın ilerleyen zamanlarında geçmişteki çalışmasının ve var olan korkusunu yenebilmesinin yanı sıra bir şey daha yapması gerekmişti. Konfor alanından çıkmak için “risk alabilmek”. Chang konfor alanından çıktığı zaman felç alanında değil sihirli alan bölgesinde yer almıştı. Çünkü hem kendi özelliklerinin hem de rakibinin özelliklerinin farkındaydı, bir sene boyunca eksikliklerine oldukça çok çalışmıştı. Bu, konfor alanından bilinçli bir ayrılmaydı. Ancak ne yazık ki piyasada işlem yapan yatırımcıların birçoğu konfor alanlarından çıkmaya karar verdiklerinde genellikle sihirli alana değil felç alanına geçiş yapmaktadırlar. Çünkü yatırımcılar, kalıp davranışlarını hazır oldukları için değil bir “duyum” aldıkları için ya da bir yerden kulaklarına gelen haberler onları paniklettiği için değiştirmektedirler. Konfor alanlarını terk ederken adım attıkları yeni alan hakkında hiçbir fikirleri yoktur. O alanın eksiklerini ve o alanda kendi eksikleri hakkında bir hazırlık yapmamışlardır. Hazır olunmadan terk edilen konfor alanı yatırımcıların stresi yönetememesine sebep vererek onları felç bölgesine sürüklemektedir. Felç alanında vermiş oldukları kararların birçoğu yoğun stres ve kaygı altında alınmasından dolayı da ortaya çıkan kayıplar yatırımcıyı felçe uğratacak türden olmaktadır.

Özellikle hisse senetlerinde yatırım yapan yatırımcıların bildiği ve kullandığı bir cümle vardır. Derler ki: “Risk eşittir getiri”. Yani elde etmek isteyeceğiniz getiri oranında riski kabul etmeniz bunun içinde konfor bölgelerinizi terk etmeniz gerekir. Kabul ettiğiniz riskin sizde yarattığı stresi doğru şekilde ve doğru zamanda yönetebilirseniz size iyi bir kar getirebileceği gibi yüksek zararlardan da koruyabilir. Sıkıntı konfor alanından çıkmak değildir sıkıntı bunu bilinçsizce yapıyor olunmasıdır.

 

“Eğer şimdi bırakırsam bir daha her zora geldiğimde oyunu bırakmaya daha çok meyledeceğim.”

Chang maçı bırakmak için hakeme doğru yürürken fark ettiği şey bu düşünceydi. O kısa yürüyüş esnasında iki alternatifi vardı. Ya kendini rahat hissettiği konfor alanına geri dönecekti ya da risk alıp konfor alanının dışarısına adım atacaktı. O esnada risk almak yerine kendi güvenli alanına geri dönmeye karar verseydi büyük bir ihtimalle tarihe bu şekilde geçmiş olmayacaktı.

Cemre Yoldaş

 

Kaynaklar:

Sharot, T; Başkalarının Aklı

White, A; From Comfort Zone to Performance Management; https://www.researchgate.net/publication/228957278_From_Comfort_Zone_to_Performance_Management

 

Cemre Yoldaş: Borsadaki korkunun fırsatçısı: Beyindeki Şeytan

 

SHARPE NET KAR MARJI ve BORSA GETİRİSİ

 

Zeynep Candan: ACENTA GÖZÜNDEN BES’lerin EKSİKLERİ

 

Tüyo nedir? Hangi hissenin değerinin yükseleceğini veya düşeceğini tahmin etmek

 

The post Cemre Yoldaş: BİR İHTİMAL DAHA VAR: BORSANIN SİHİRLİ ALANI appeared first on ParaAnaliz.

Facebook Comments

Ekonomi Uzmanı