Merkez Bankası’nın 18 Mart’taki toplantısına geri sayım başlayınca, faiz talebindeki hareketlilik arttı. Hiç de inandırıcı olmayan sırt sıvazlayan rapor arası cümlelerle, ‘iyi gidiyorsunuz’ mesajı veren ve aslında işlerin iyi gitmediğini bilenler şimdiden bir faiz artışı için kamuoyu yaratmaya başladılar.

Peki bu istekte bulunurlarken hangi gerekçeleri sıralıyorlar? Birinci sırada Merkez Bankası’nın sürekli dile getirdiği sıkılaştırma vurgusu… Deniliyor ki, gerçekten niyetin buysa ortadaki göstergeler faiz arttırmayı ihtiyaç haline getiriyor.

Düz mantıkta bakarsanız doğru. Çünkü enflasyon yüzde 16 seviyesine yaklaştı ve politika faizi yüzde 17’lerde, getirisi düşük olarak kaldı. Fakat dönem düz mantıkta bakma dönemi değil. Yani stabil bir ekonomiden de söz etmiyoruz, iktidarın belirttiği gibi sağlıklı bir iktisadi tablodan da…

O zaman bunun sağlamasını yapmak için doğru soruları biraz açmak gerekiyor. Enflasyonun yükselmesi, yani son gelen verinin yukarı yönlü olması sürpriz mi? Elbette ki hayır. Sadece üretici ve tüketici fiyatları arasındaki fark bile, uzun süre enflasyonun kalıcı biçimde gerçekten düşürülmesinin çok mümkün olmadığını gösteriyor.

Ayrıca dolar / TL’nin bugünkü seviyelerinin kalıcı olmadığı da aslında herkes tarafından biliniyor. Sadece dile getirilmiyor. Yani ortada enflasyon cephesinde yeni ve beklenmedik bir gelişme yok.

Sıkılaştırma meselesine gelince de bunun söylemden öteye bir anlam taşımadığını biliyoruz. Çünkü piyasaları daraltmak, iç tüketimi düşürmek bu saatten sonra çok mümkün değil. Bilhassa pandemi nedeniyle, toplumun genelini oluşturan borç ve geçim derdindeki insanlar zaten en acil ihtiyaçlarını karşılayacak kadar harcama yapıyorlar.

Bundan daha aşağıda bir harcama, sağlıktan sosyolojiye başka sıkıntılara neden olur. Yani iç tüketimi daha da daraltmak çok mümkün gözükmüyor. Çalışanlarınızın yarısı asgari ücret alırken ve açlık sınırı ile zamlanmış asgari ücret arasında yılın iki ayı bittiğinde 100 TL fark kalmışken, aksini düşünmek gerçekçi olmaz.

Bir diğer argüman faizlerin enflasyon seviyesinde kalması nedeniyle finansman ihtiyacının kesileceği ve çıkışların olma riskinden bahsedilmesi. Açıkçası yabancı Türkiye’de kaldı mı tartışılır. Kalanların da ancak kazançtan zararları söz konusu olabilir ki ona da çok ihtimal vermiyorum.

Geriye yerli yatırımcı kalıyor. Zaten Merkez Bankası da uzun zamandır döviz mevduat hesaplarının TL’ye döndürülmesi çağrısını yapıyor. Kurun baskılanma nedeni de bu. Dolardan ümidini kesen, TL’ye dönecek, kur baskılanacak, sonra Merkez Bankası ucuzdan doları toplayarak, eksi bakiyesini karşılayacak.

Son hamlelere rağmen bunun da sonuç vermediği görülüyor. Kurda tüm propagandaya ve ümit kıran baskılamaya rağmen, 3-4 milyar dolardan fazla bir gevşeme görülmedi. Halen döviz mevduat hesapları 26 Şubat’la biten hafta itibariyle 232 milyar doların üzerinde.

Peki yüksek faiz verseniz gelecek para var mı? Bir miktar daha serseri para çekebilirsiniz. Fakat maliyeti yüksek olur. Bu maliyetlerle de o paranın reel sektöre finansman manasında fayda sağlaması mümkün değil. Ancak paradan para kazananların ekmeğine yağ sürersiniz.

Demek ki faizi yükseltseniz bile gelecek para yok. Eksi bakiyedeki bir rezervle çok şansınız yok. Kuru baskılasanız döviz mevduatlar istenen kadar bozulmuyor. Herkes de elde faizden başka silah olmadığının farkında ve bu nedenle göstergeler kanıt olarak sunulup, faiz artırma ihtiyacı için ortam yaratılıyor.

Peki doğru soru ne? Aşırı düşürseniz de, kuru hiç kontrol edemezsiniz. Faizi arttırsak, vatandaş TL’ye geçmediğine, sağlıklı bir finansal yatırım gelmediğine göre elimizde ne kalır? Kemikleri kırılmış bir reel sektör. Bu da işsizlikten vergi ve prim tahsilatına kadar tüm dengelerinizi bir diğer açıdan daha da bozar.

Fakat köşeye sıkışmış ekonomi yönetimini buna ikna etmek çok da zor değil. Buradaki tek çekince Cumhurbaşkanı’nın meseleye direnci.  Faiz arttırsanız bile sonuç almak zor olduğuna göre, eldeki reel sektörü ve vatandaşı ayakta tutacak formüller üzerine gitmek lazım.

Çünkü Türkiye faizleri yüzde 15’lere çıkarttığında faiz arttırmış olmadı. Sahte bir faizi, piyasada zaten uygulanan oranlara getirdi. Faiz artışı yüzde 15’den yüzde 17’ye çekildiğinde ilk artış yaşandı.

Şimdi ne karar verilecek göreceğiz. Baskı başladı ve 18 Mart’a kadar yüksek perdeden işin lobisi yapılmaya devam edilecek. Merkez Bankası bu kez ikna olur ve faiz arttırılırsa, faiz sarmalına bir kez daha adım atmış olacak.

Kabul ediyorum zor karar. Fakat kararı belirleyecek tek bir soru var. Ekonomiyi yönetirken önceliğiniz kim? Çalışanından işverenine reel sektör mü, paradan para kazananlar mı?

cetinunsalan@yahoo.com

 


İLGİLİ HABERÇetin Ünsalan Yazdı: 'Normalleşme bugün başlasa...'Çetin Ünsalan Yazdı: ‘Normalleşme bugün başlasa…’

İLGİLİ HABERÇetin Ünsalan Yazdı: 'Pardonlu büyüme..!'Çetin Ünsalan Yazdı: ‘Pardonlu büyüme..!’

İLGİLİ HABERÇetin Ünsalan Yazdı: 'Pamuk ipliğine bağlı ekonomi'Çetin Ünsalan Yazdı: ‘Pamuk ipliğine bağlı ekonomi’

The post Çetin Ünsalan Yazdı: ‘Faiz talebi ve doğru sorular’ appeared first on ParaAnaliz.

Facebook Comments