COVID-19 salgınının gelişmekte olan piyasa ekonomileri üzerindeki ekonomik etkisi, küresel finansal krizinkini aştı. Önceki krizlerden farklı olarak, tepki tıpkı gelişmiş ekonomilerde olduğu gibi güçlü oldu. Fakat geleneksel politikalar sınırlarına ulaşıyor ve alışılmamış politikaların da riskleri var.

Salgın halen devam ediyor

COVID-19 hala gelişmekte olan pazar evreninde devam ederken hem insanlar hem de ekonomiler için risk oluşturmakta. Çin, Uruguay ve Vietnam gibi ülkeler virüsü kontrol altına almayı başarırken, Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika gibi diğerleri enfeksiyonlardaki artışla boğuşmaya devam ediyor.

Salgının ekonomik etkileri birden fazla şokla birleşince gelişmekte olan piyasa daha da şiddetlendi. Hastalığı kontrol altına almak için uygulanan önlemlerin olumsuz etkileri yanında bir de azalan dış talep sorunu bulunuyor. Özellikle emtia fiyatlarındaki düşüşle petrol ihraç eden ülkeler ve turizm gelirine bağımlı ülkeler dikkat çekmekte. Küresel ticaret ve petrol fiyatlarının sırasıyla yüzde 10 ve yüzde 40’tan fazla düşmesi beklenirken, gelişmekte olan piyasa ekonomiler yokuş yukarı bir savaşın içindeler. Mart ayından bu yana sermaye çıkışlarının kısmen istikrar kazandığı ülke tahvil faizlerinde izlenen sert dalgalanmanın kısmen durulmasına rağmen gelişmekte olan piyasalar için koşullar halen çok zorlu.

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, IMF’nin en son Haziran Dünya Ekonomik Görünüm Güncellemesi, gelişmekte olan piyasa ekonomilerini bu yıl yüzde 3,2 oranında küçülterek bu düşüşü rekor seviye olarak ilan etti.  Karşılaştırmak gerekirse, küresel mali krizde, grubun büyümesi önemli bir darbe almış olsa da 2009’da yüzde 2,6 büyüme elde edilmişti.

Belirleyici politika yanıtı

Olağanüstü politika desteği olmasaydı kriz daha da kötü olabilirdi. Elbette, gelişmiş ekonomilerdeki belirleyici politika eylemleri, gelişmekte olan piyasa ekonomileri açısından bir dönüm noktası oldu.  Bu sayede zorlu piyasa koşullarında Nisan ve Mayıs aylarında dış finansman sağlamaya devam ederek bu yıl şimdiye kadar rekor düzeyde tahvil ihraçları ile Haziran sonu itibariyle 124 milyar dolar kaynak sağlamış oldular. Ancak tüm ülkeler eşit derecede şanslı olmadı.  Akaryakıt ihracatçıları, sınır ülkeleri ve yüksek borçlu olanlar, borçlanma maliyetlerini artıran veya daha da kötüsü, piyasalara daha fazla erişmelerini engelleyen daha büyük bir finansal şok yaşıyor.

Gelişmiş ekonomilerin politika desteği, gelişmekte olan piyasa ekonomisi politika yapıcılarına ekonomik darbeyi yumuşatmak için hareket alanı sağladı. Gelişmekte olan piyasa ekonomilerinin hızlı sermaye çıkışlarından ve döviz kurundaki değer kaybının enflasyonist etkisinden kaçınmak için politikayı sıkılaştırma eğiliminde olduğu önceki krizlerden farklı olarak, mevcut kriz, gelişmekte olan piyasa ekonomilerinin gelişmiş ekonomilerle aynı doğrultuda politika tepkileri vermelerine yol açtı. Çoğu gelişmekte olan piyasa ekonomisi rezerv tamponlarını idareli kullandı ve döviz kurlarının değer kaybetmesine izin verirken, birçok ülke piyasanın işleyişini bozmamak için gerektiği kadar likidite enjekte etti. Polonya ve Endonezya gibi ülkeler, kredi artışını desteklemek için makro ihtiyati politikaları daha da kolaylaştırdı.

Daha gelişmiş akranları gibi, Tayland, Meksika ve Güney Afrika da dâhil olmak üzere gelişmekte olan birçok piyasa ekonomisi, bu döngü sırasında para politikalarını gevşetti. Birkaç örnekte, politika faizlerini daha fazla düşürmek için alan sınırlı olduğundan, ilk kez geleneksel olmayan para politikası önlemleri devreye sokuldu. Bunlar, daha büyük gelişmiş ekonomilere kıyasla şimdiye kadar mütevazı kalsa da, devlet ve şirket tahvili alımlarını da içeriyordu. Diğer taraftan, sermaye çıkışlarını caydırmak için sermaye akışı önlemlerinin kullanımı şu ana kadar oldukça sınırlı kaldı.

Maliye politikası cephesinde de benzer bir tablo görülmekte. Gelişmekte olan piyasa ekonomileri, sağlık kriziyle mücadele etmek, insanları ve firmaları desteklemek ve ekonomik şokları telafi etmek amacıyla mali duruşlarını gevşettiler. Gelişmiş ekonomilerden daha mütevazı olmakla birlikte, bu çabalar küresel finansal krizden çok daha büyük ölçekte gerçekleşti.

Gelenekselden alışılmamış politikalara

Tüm bu eylemlere rağmen, gelişmekte olan piyasa ekonomilerine yönelik görünüm kayda değer bir belirsizlik altında kalmaya devam etmekte. Birçok riskin başında, daha fazla cana zarar verecek ve ekonomik sonuçları ciddi olabilecek daha uzun bir sağlık krizi olasılığı bulunuyor. Daha şiddetli bir gerileme dönemiyle başa çıkmak ise zor olacak çünkü gelişmekte olan ülkelerin çoğu mevcut krize geleneksel mali, parasal ve dış politika desteği için sınırlı kaynaklarla yakalandı. Üstelik son aylarda atılan adımlarla çok sayıda politika seçeneği zaten kullanıldı.

Giderek azalan politika alanı bazı ülkeleri daha alışılmadık önlemlere başvurmaya zorlayabilir. Fiyat kontrolleri ve ticaret kısıtlamalarından, daha geleneksel olmayan para politikasına ile kredi ve finansal düzenlemeleri kolaylaştırma adımlarına kadar. Bazı gelişmiş ve düşük gelirli ekonomiler tarafından da uygulanmakta olan bu önlemler, özellikle yoğun bir şekilde kullanılıyorsa, önemli maliyetlere sahip. Örneğin ihracat kısıtlamaları, çok taraflı ticaret sistemini ciddi şekilde bozabilir ve fiyat kontrolleri, en çok ihtiyaç duyanlara malların akışını engeller.

Diğer alışılmışın dışında politikaların etkinliği, kurumların güvenilirliğine bağlı.  Örneğin, bir ülkenin güvenilir bir para politikası geçmişine sahip olup olmadığı uygulanan politikaların hedefine ulaşmasında belirleyici. Kriz devam ederken bu eylemlerin risklerini ve faydalarını dikkatli bir şekilde analiz etmek için çok az zaman var.

Kriz henüz bitmedi

Gelişmekte olan piyasa ekonomileri krizin ilk safhasında göreceli olarak iyi ilerlediler, ancak bir sonraki safha çok daha zor olabilir. Virüs hala mevcut, finansal koşullar hala kırılgan ve politika alanı daha dar; özellikle borç sürdürülebilirliği açısından yüksek risklerle karşı karşıya olan ülkeler için. Borç sorunu olan ülke grubu ise oldukça geniş. Gelişmekte olan tüm piyasa ekonomilerinin yaklaşık üçte biri yüksek borç seviyesiyle krize girdi ve daha da gevşek maliye politikası yürütmek veya riski yükseltmek için yerleri kalmamış durumda.

Kriz uzadıkça ve derinleştikçe likidite sorunlarının ödeme gücü sorunlarına dönüşme riski de yükseliyor. Devlet borçlanma streslerinin yanı sıra, kurumsal temerrüt riskleri bazı gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde endişe verici derecede. Dahası, kriz yoksulluğu daha da ağırlaştırdı ve eşitsizlikteki bu artış birçok ülkede politik sorunları artıracak.

Bu zorlukların karmaşıklığı, çok yönlü bir politika yanıtı gerektirmekte. İlk olarak, iç politikaların daha dayanıklı ve kapsayıcı bir büyüme sağlayacak şekilde tasarlanması gerekli. İkinci olarak, piyasa erişiminin güvencesiz kaldığı durumlarda iki taraflı ve çok taraflı kredi kuruluşlarından daha fazla destek alınması önemli. IMF şu ana kadar 22 gelişmekte olan piyasa ekonomisine yaklaşık 72 milyar dolar (52 milyar SDR) finansal yardım sağladı. Son olarak, borçların sürdürülemez olduğu kanıtlanan ülkeler için, özel sektör de dâhil olmak üzere alacaklılar arasında geniş bir yük paylaşımı arayarak bu sorunların zamanında ve kalıcı bir şekilde çözülmesi önemli.

Son iki politika açısı, IMF kredileri ve IMF’nin borçların çözümünde oynadığı rol ile ilgili sonraki iki blogda analiz edilecek.

IMF / Martin Mühleisen, Tryggvi Gudmundsson, ve Helene Poirson Ward

The post Gelişmekte olan ekonomilerde likidite krizi toplu iflaslara mı gidiyor? appeared first on ParaAnaliz.

Facebook Comments