ABD Başkan’ı Biden dün yaptığı açıklamada, Beyaz Saray’da görev yaptığı süre boyunca ABD’nin dünya çapındaki angajmanını keskin bir şekilde artıracağına söz verdi.  Trump dönemi dış ilişkileri  “ihmal ve kötüye kullanması” olarak tanımladı. Başkan olarak ilk büyük dış politika konuşmasında “Amerika geri döndü,” derken ABD’nin dünya sahnesinde kenarda duramayacağını ancak dış politikasının merkezinde diplomasi olacağını söyledi.

Trump-Erdoğan yakın ilişkisi sayesinde son dört yılda önemli konularda Türkiye ABD ile sancılı ilişkisini kısmen de olsa krize dönüştürmeden geçiştirebilmişti.  Rahip Brunson sıkıntısı Ağustos 2018 kur krizini tetikleyince, apar topar ABD’ye yollanan Rahip, Trump-Erdogan döneminde dengeleri yeniden belirleyici olmuştu.  Cumhurbaşkanı telefonu her açtığında karşısında ve kendisini dinlemeye hazır bulduğu Trump ile böylece S-400, Halkbank davası, YPG gibi konuları en az hasarla atlatırken, Trump’ın gidişiyle beraber Türkiye-ABD ilişkilerinde belirsizlik şimdilerde herhalde en çok AKP-MHP iktidarını yormakta.

Biden’ın olaylı göreve başlama sürecinde Türkiye tarafından önce geç gelen tebrik, arkasından iletişim çabalarına karşılık alamayışı dikkat çekici. Net olan, Eroğan’ın ABD ile muhataplığında bundan böyle kişisel ilişkileri yerine ABD’li kurumların kapısını çalması gerektiği.  Türkiye’nin başkanlık sistemi ile beraber çökertilen kurumsal yapısına bakınca da iletişimin kolay olmayacağı görünüyor.

Yeni ABD yönetimi tarafından beklenen, çok sancılı S-400 konusunda acil bir yaptırım uygulama politikasın geçmeden önce, 1 Mart’tan muhtemelen senenin ileriki aylarına COVID-19 nedeniyle ötelenen Halkbank davasından bir ceza kararı çıkmadan önce diplomasi ile Türkiye ilişkilerini yeniden “müttefiklik” eksenine oturtmak.  Özellikle Biden yönetiminin öncelikli olarak Trump döneminde çığırından çıkan sağlık krizini kontrol altına almaya ve hızla 1,9 trilyon dolarlık yeni destek paketini onaydan geçirmeye odaklanması bekleniyor- ki öyle de oluyor.

Fakat Türkiye’yi son bir haftadır meşgul eden iki gündeme bizzat ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen hızlı tepki ve cevaplar, Türkiye ile ilişkilerinde izleyeceği yeni dönem politikaların çerçevesi hakkında çok net fikir vermekte.

AB kanadı dikkat çekici derecede sessiz kalırken, Boğaziçi olaylarında barışçıl protestoların üzerine sert yönlendirilen polis gücüne karşı temel hak ve özgürlüklerin korunması gereğine işaret eden açıklamalar ilk duraktı. Dikkatle izliyoruz dendi. LGBTİ+ ile ilgili başta Cumhurbaşkanı’ndan gelen açıklamalara ABD Dışişleri’nden verilen cevap da dikkat çekici oldu.  ABD’nin ilk eşcinsel bakanını göreve getiren  Biden’ın LGBTi+ haklarını tüm dünyada desteklemek için bir kararname çıkaracağı beklentisi iki ülkedeki yönetimsel yaklaşımlarının ne kadar ayrı uçlarda olduğunu anlatıyor.

Bu iki konu ABD açısından önemli insan hakları ihlalleri olarak vurgulansa da esasta ABD’nin uyarıda bulunmak ötesinde bir adım atması mümkün değil.

Fakat iş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 15 Temmuz darbe girişimini FETÖ’nün değil de ABD hükümeti ve istihbarat örgütü organizasyonu ile yapıldığını söylemesi ile başka bir zemine taşındı çok hızla.  Gelen açıklamada “ABD 2016’da Türkiye’de darbe teşebbüsüne karışmamış ve derhal kınamıştır. Üst düzey Türk yetkililerin son zamanlarda aksi yöndeki iddiaları tamamen yanlıştır. Bu açıklamalar ve ABD’nin Türkiye’deki olaylardan sorumlu olduğuna dair diğer temelsiz ve sorumsuz iddialar, Türkiye’nin NATO müttefiki ve ABD’nin stratejik ortağı olarak statüsü açısından tutarsızdır” denmekte. Süleyman Soylu’nun “dilinin kemiği olmadığı” yurtiçinde bilinen ve iktidar tarafından kullanışlı görülerek desteklenen bir yönetim biçimi.  En son Boğaziçi olaylarında terör örgütü üyesi diyerek, bilinen terör örgütlerinin isimlerini sıralayan Bakan Soylu’nun açıklamaları, mahkemenin her şeye rağmen serbest bıraktığı öğrencilerle ilgili iddialarını çürütme hızı açısından dikkat çekici. Yurtiçinde Soylu ve diğer bakanlardan gelen o alışıldık ispatsız iddialar belli ki dış ilişkilerde çalışmıyor; çalışmayacak.

Bir dikkat çekici iletişim de ABD Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Sullivan ile Cumhurbaşkanı başdanışmanı Kalın’ın bu hafta yaptıkları ve iki yönetim arasındaki ilk teması oluşturan telefon görüşmesinde, Beyaz Saray’ın hemen S-400 endişelerini konu etmesiydi. Hem de müttefik, NATO vs karşılıklı iltifat diplomasi nezaketini devreye sokmaya bile gerek görmeden.

Biden’ın aynı açıklamasının içinde Rus Devlet Başkanı Putin’den siyasi rakibi Nalany’i hemen serbest bırakmasını istemesi, Yemen’deki savaşı Suriye üzerinden desteklemeyeceğini açıklaması, Çin ile ilişkilerde “stratejik sabır” ile başlanacak oluşu ancak ticaret savaşları 2.0’ın da devreye gireceği beklentisi ve son olarak da Suriye içinde YPG ile yeniden işbirliğine gidilebileceği mesajları anlamlı.

Belli ki Biden ve ekibi, Türkiye ile dış politikada izleyecekleri yol konusunda son derece hazırlıklı ve koordineli.  Obama döneminin şaşkınlıkları, Trump döneminin lakaytlığından eser yok. S-400 ve Halkbank davasının olası katmanlı sonuçları ile ilgili korkulan yaptırımlar hızla gelmeyecek. Ancak, Biden yakından tanıdığı Erdoğan ile “tam saha pres” dış politika uygulamasına çoktan başlamış durumda.

Yeni Anayasa planları ile başkanlık sistemini köklendirerek çok büyük olasılıkla en az iki dönem daha kazanmayı hedefleyen Cumhurbaşkanı açısından, bu amacı adına ABD ile nasıl ve hangi konularda pazarlık yapacağını zaman gösterecek.  Türkiye ekonomisinin son derece kırılganlaştırılan yapısı, iktidarın pazarlık gücünü ayrıca sınırlayıcı bir etki.

Suriye ve Kürt politikası akla ilk gelen alanlar olurken, bunun da küçük ortağı MHP ile köprülerin atılması anlamına gelebileceği hem iç hem dış politikada hareketli günlere işaret ediyor.

GA.

The post Güldem Atabay: Biden’lı ABD ile Türkiye’nin yeni dönem ilişkileri şekilleniyor appeared first on ParaAnaliz.

Facebook Comments