Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan İzmir il AKP kongresinde Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan affını istemesi sonrası ilk kez konuştu.  Açıklamalarını, CHP’nin aktif bir politika izleyerek Albayrak dönemine ait rezerv kaybını gündeme taşıması sonrasında “savunma saldırısı” olarak değerlendirmek mümkün.

Erdoğan, “CHP ve şürekâsı Berat Albayrak’ı ve onun nezdinde tüm ailemle birlikte şahsımı hedef alan bir kampanya yürütüyor” derken “Berat Bey’in önce enerjide ardından ekonomide ifa ettiği görevlerdeki en büyük talihsizliği damat sıfatının bu alanlardaki birikimi, gayreti ve başarısının önüne geçirilmiş olmasıdır” dedi.

Damadı ve eski bakanını savunan AKP Genel Başkanı ayrıca, “Eğer herhangi bir siyasetçi olarak bu işleri yapmış olsaydı kendisiyle ilgili değerlendirmeler daha objektif yapılabilirdi diye düşünüyorum. Türkiye’nin son dönemde enerji alanında yaptığı atılımların temelinde Berat Bey’in bakanlığı döneminde geliştirdiği strateji ve yaptığı hazırlıklar bulunuyor. Ülkemizdeki pek çok yeni kazanımının altında Berat Bey’in imzası vardır. Bunun adı nedir? Finansı yönetmektir. Bunu başardığı için kuduruyorlar. Bunu başardığı için çıldırıyorlar” diyerek sözlerine devam etti.

Esas konu rezervler…

Berat Albayrak tartışmalarının odağındaki konu, merkez bankasının eriyen rezervleri hakkında ise, Cumhurbaşkanı net bir açıklama yapmadı.

Erdoğan “göreve geldiğimizde 27,5 milyar dolar döviz rezervi vardı MB’nin şimdi 95 milyar dolar döviz rezervimiz var. Ama bir rakam daha söyleyeceğim. Başbakanlığım döneminde bu döviz rezervinin (2013) 132 milyar dolara kadar çıktı. Ondan sonra bir düşüşle 95’e indik. Bu ne demektir biz yeniden 132’ye de çıkarız, 200’e de çıkarız. Çünkü biz bu işi biliyoruz. Bizim akıl hocalarımız Batı değil. CHP’nin akıl hocaları orada, IMF. Biz birbirimizle dayanışma halindeyiz. Kendi işimizi kendimiz görürüz” dedi.

Hâlbuki tartışmaların temeli merkez bankasının brüt rezervlerindeki değişim değil.  Çünkü bankanın elindeki döviz varlıklar yanında bir de döviz yükümlülükleri var.  Artık satıldığı sadece merkez bankasının her hafta açıkladığı verilerden hesaplanmak suretiyle değil, Cumhurbaşkanı ve Bakan Elvan tarafından da doğrulandığı şekliyle merkez bankası rezervleri:

  1. Neden daha önceki satım ihaleleri gibi şeffaf bir şekilde yapılmadı? (bu bile yanlış bir seçim olmakla birlikte, en azından şaibeli olmazdı)
  2. Merkez bankasının döviz varlıkları, döviz yükümlülükleri ve yaptığı swap işlemlerinden arındırıldığında Türkiye tarihinde daha önce görülmemiş şekilde hala eksi 45 milyar dolar olan rezervler Türkiye’nin yönetimsel hatalar sonucunda yabancı yatırım çekmekte zorlandığı dönemde nasıl yerine konacak? (Böylesi bir eksi rezerv Türkiye ekonomisini ve TL’yi, olası yeni ekonomik şoklara karşı tam anlamıyla savunmasız bırakmakta.)

Serbest kur politikası içinde rezerv satarak dolar/TL’nin kontrol edilemeyeceği bilinen bir gerçek iken, hiçbir işe yaramamış olan bu rezerv satışını Bakan Elvan’ın ima ettiği gibi “konjonktür gereği” olarak açıklamak yeterli değil.

Rezervler konusunda kafası karışmış olabilecekler için konuyu gerçekten de – bir daha- netleştirmek gerek: başta enflasyon ve yüksek cari açık olmak üzere Türkiye ekonomisinde oluşan dengesizlikler ve S-400 kararı gibi dış politika hataları Ağustos 2018 ve 2020 son çeyrekte TL’de sert satış dalgası oluşturdu.

Cumhurbaşkanı bir konuda haklı, 2020 ilk yarısında COVID-19 şokuyla gelişmekte olan para birimleri TL dâhil aşırı satıldı.  Ancak 2020 ikinci yarıda bu ülkelere büyük sermaye girişleri olurken, Türkiye böyle bir sermayeyi çekmekte başarısızdı.

Ödemeler dengesindeki açık nedeniyle oluşan yüksek döviz finansmanı ihtiyacı da, turizm gelirleri ve yabancı sermaye yerine, Erdoğan’ın anlattığı gibi “planlı ve kontrollü döviz işlemleri” ile tamamlandı. Yani, merkez bankasına son derece gizlenmiş şekillerde kamu bankaları üzerinden döviz rezervleri  sattırıldı. Bu işlem geçmişte olduğu üzere, bankanın daha önceden açıkladığı ihalelerle yapılabilirdi. Yine yanlış bir adım olurdu; ancak kamuya açık bilgi olarak bu şaibe ve trajik sonuç yaşanmazdı.

Dolayısıyla işin gerçeği, “bu işlemlerin tamamı piyasa kuralları çerçevesinde” yapılmadığı. Aksine,  bu satışları gizli planlayanlar “sermaye girişi” havası yaratmaya böylece beklentileri iyileştirmeye çalıştılar.  “Finans yönetimindeki” bilgi eksiklikleri nedeniyle de işlemleri elbette tam ters tepti.

Herhangi bir demokraside, halka ait olan rezervler kamuya açık olmayan yöntemlerle  eksi 45 milyar dolara gerilerse muhalefet partilerinin “neden-nasıl-kime” diye sorması görevleri olarak tanımlanır. Yönetimdekiler hakkında  “dövizin buharlaşması, olası bir istismar ya da haksız kazanç” sorularının kafalarda oluşması doğal karşılanır.

Sorunlarla dolu Türkiye demokrasisindeyse, işler kapalı kapılar ardından yürütülünce, hukuka ve ahlaka aykırı işlemlerin olmadığı konusunda ikna edici olmak isteniyorsa, söz konusu işlemlerin kimlerle, ne miktarlarda yapıldığının açıklanması gerekir.

Hele ki “bu döviz işlemleri sayesinde ülkemizin …hedeflerine bağlı kalmayı başardığı” iddiası yanında, dünyada faiz sıfır seviyesindeyken, faizi yüzde 17’ye çekmek için “finansı başarıyla yöneten” eski Hazine Maliye Bakanı Albayrak bizzat AKP Genel Başkanı ve kayınpederi olan Cumhurbaşkanı tarafından görevden ayrılmak zorunda bırakıldıysa.

GA.

The post Güldem Atabay: Erdoğan’ın Berat Albayrak savunmasındaki eksikler appeared first on ParaAnaliz.

Facebook Comments